Kasık Fıtığı Tedavi Yöntemleri
Kasık fıtığı, karın içindeki organların kasık bölgesindeki zayıf bir noktadan dışarı doğru çıkmasıyla oluşan ve kendiliğinden iyileşmeyen bi...
Bu içerik Doç. Dr. Engin Yılmaz tarafından hazırlanmış ve incelenmiştir. Sayfadaki bilgiler tıbbi doğruluk ve güncellik açısından düzenli olarak gözden geçirilir. Son güncellenme tarihi içerik üzerinde yer alır. Doç. Dr. Engin Yılmaz’ın özgeçmişi için Hakkımda bağlantısını kullanabilirsiniz.
Yasal Uyarı: Her cerrahi veya girişimsel işlemde sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. İşlem öncesinde hekiminizden detaylı görüş almanız önerilir.
Aileler çoğu zaman beslenme güçlüğü, memeyi kavrayamama, huzursuz emme, ses çıkarırken zorlanma ya da dilin yeterince yukarı kaldırılamaması gibi belirtilerle karşılaştığında bunun nedenini araştırmaya başlar. Bu noktada dil bağı nedir sorusu öne çıkar. Tıbbi adı ankiloglossi olan bu durum, her çocukta aynı şiddette görülmez. Bazı bebeklerde yalnızca hafif bir hareket kısıtlılığı varken, bazı çocuklarda emme, yutma, ağız içi temizlik ve ilerleyen dönemde konuşma üzerinde daha belirgin etkiler ortaya çıkabilir. Sağlıklı değerlendirme için yalnızca dilin görünümüne değil, işlevine de bakılması gerekir. Güncel tıbbi kaynaklarda dil bağının özellikle emzirme, dil hareketleri ve bazı çocuklarda artikülasyon üzerine etkili olabileceği; tedavi kararının ise görünümden çok işlevsel sorunlara göre verilmesi gerektiği belirtilir.
Dil bağı, dilin alt yüzeyi ile ağız tabanı arasında yer alan frenulum adlı dokunun normalden kısa, kalın veya sıkı olması durumudur. Bu yapı nedeniyle dil öne, yukarı ve yanlara doğru yeterince serbest hareket edemeyebilir. Özellikle yenidoğan döneminde fark edilen bu durum, her zaman ağır bir sorun oluşturmaz; ancak dilin işlevini belirgin şekilde kısıtlıyorsa beslenmeden konuşmaya kadar farklı alanlarda etkisini gösterebilir. Ailelerin en sık merak ettiği konulardan biri de dil bağı ve normal dil görünümü arasındaki farktır. Normalde dil, ağız içinde daha rahat yükselir, dışarı çıkarılabilir ve meme kavrama sırasında daha etkili hareket eder. Dil bağı olan bebeklerde ise dil ucu bazen daha kısa görünür, yukarı kaldırma hareketi sınırlanır ve ağlama sırasında dilin kalp ya da V şekline benzeyen bir görünüm aldığı fark edilebilir. Bu nedenle halk arasında geçen normal dil bağı ifadesi yerine, dil hareketinin serbestliği ve işlevsel yeterliliği üzerinden değerlendirme yapmak daha doğrudur.
Ailelerin sık sorduğu bir diğer soru da dil bağı nasıl olur sorusudur. Dil bağı doğumsal bir durumdur. Anne karnındaki gelişim sırasında dil ile ağız tabanı arasındaki bağlantının beklenen şekilde ayrışmaması sonucunda ortaya çıkar. Kesin nedeni her zaman tek bir etkene bağlanmasa da, genetik yatkınlığın rol oynayabileceği ve bazı ailelerde daha sık görülebildiği bildirilir. Erkek bebeklerde biraz daha sık görülmesi de dikkat çeken noktalardan biridir. Bununla birlikte her dil bağı kalıtsal değildir; bazı olgular rastlantısal olarak da ortaya çıkabilir. Burada önemli olan, doğuştan mevcut olan bu yapının çocuğun günlük işlevlerini ne kadar etkilediğinin doğru değerlendirilmesidir. Ankiloglossi olarak adlandırılan bu durumun yalnızca anatomik bir fark değil, aynı zamanda işlevsel sonuçları olan bir gelişimsel özellik olduğu kabul edilir.

Dil bağı belirtileri yaşa göre değişebilir. Yenidoğan döneminde sorun daha çok emme ve beslenme sırasında fark edilirken, daha büyük çocuklarda konuşma, dil hareketleri ve ağız hijyeniyle ilişkili yakınmalar ön plana çıkabilir. Aileler kimi zaman bebeğin memede uzun süre kalmasına rağmen yeterince doymadığını, emerken sık bırakıp yeniden tuttuğunu, çabuk yorulduğunu ya da huzursuzlaştığını fark eder. Bazı bebeklerde kilo alımı beklenenden yavaş olabilir. Daha ileri yaşlarda ise dili dışarı çıkaramama, dili damağa yeterince değdirememe, bazı sesleri üretirken zorlanma, salya kontrolünde güçlük ya da ağız içini temizlemekte zorlanma görülebilir. Bu belirtiler tek başına kesin tanı koydurmaz; ancak dil bağı belirtileri açısından değerlendirme gerektirebilir. Özellikle işlevsel sorunların eşlik ettiği durumlarda ayrıntılı muayene önem taşır.
Ailelerin en sık araştırdığı başlıklardan biri bebeklerde dil bağı ve buna bağlı belirtilerdir. Özellikle ilk haftalarda bebeğin memeyi derin kavrayamaması, emerken klik sesi çıkarması, kısa süre emip çabuk bırakması, çok sık emmek istemesine rağmen etkili beslenememesi dikkat çekebilir. Bazı annelerde meme başında ağrı, çatlak ya da emzirme sonrası memede doluluk hissi olabilir. Bu nedenle bebeklerde dil bağı belirtileri yalnızca bebekte değil, emziren annede ortaya çıkan bulgularla da anlaşılabilir. Aileler çoğu zaman dil bağı nasıl anlaşılır sorusunu yalnızca görünüm üzerinden yanıtlamaya çalışsa da asıl önemli olan dilin işlevsel hareketidir. Ağlama sırasında dil ucunun çentikli görünmesi, dilin dışarı uzatılamaması veya yukarı kaldırılamaması şüphe uyandırabilir; ancak kesin değerlendirme muayene ile yapılmalıdır. Güncel kaynaklarda yenidoğanda dil bağı varlığının çoğu kez emzirme performansı ve dil hareketlerinin birlikte değerlendirilmesiyle anlaşıldığı vurgulanır.
Bu nedenle yenidoğan dil bağı şüphesinde yalnızca internet görsellerine bakarak karar vermek yerine uzman değerlendirmesi gerekir.
Dil bağı emzirmeyi etkileyebilir. Çünkü etkin emme için dilin meme başını ve çevresindeki dokuyu doğru şekilde kavraması, ritmik hareketlerle süt akışını desteklemesi gerekir. Dil hareketleri kısıtlı olduğunda bebek memeyi yüzeysel tutabilir, sık bırakabilir, daha fazla hava yutabilir ve emzirme süreci hem bebek hem anne açısından zorlayıcı hale gelebilir. Bu durum bazı bebeklerde kilo alımının yavaşlamasına, bazı annelerde ise meme başında hassasiyet ve ağrıya yol açabilir. Her dil bağı emzirme problemi yaratmasa da, beslenme sorunu yaşayan yenidoğanlarda dil bağının mutlaka akla gelmesi gerekir. Özellikle emzirme sorunu yaşayan ve memede verimli beslenemeyen bebeklerde, dil bağı işlevsel açıdan değerlendirilmesi gereken başlıklardan biridir. Güncel sağlık kaynaklarında dil bağının özellikle meme başını etkili kavrama ve sürdürülebilir emme üzerinde belirgin etkisi olabileceği belirtilmektedir.
Dil bağı her çocukta konuşma sorunu oluşturmaz; ancak bazı çocuklarda dili yukarı kaldırma ve ağız içinde serbest yönlendirme hareketi kısıtlandığında belirli seslerin çıkarılmasında güçlük yaşanabilir. Özellikle dil ucunun aktif kullanıldığı seslerde zorlanma görülebilir. Burada önemli olan, konuşma gecikmesi ile artikülasyon güçlüğünü birbirinden ayırmaktır. Her sesletim sorunu dil bağına bağlı değildir ve her dil bağı olan çocukta belirgin konuşma bozukluğu gelişmez. Ancak dilin hareket sınırı dar ise ve çocuk bazı sesleri üretirken sürekli zorlanıyorsa, değerlendirme gerekir. Bu nedenle ailelerin tek başına sonuç çıkarmak yerine konuşma bozukluğu ile birlikte dil bağının işlevsel etkisini uzman görüşüyle değerlendirmesi daha doğru olur. Tıbbi kaynaklarda, özellikle 3 yaş sonrası çocuklarda bazı seslerin üretiminde zorlanma olduğunda dil bağı açısından inceleme yapılabildiği belirtilmektedir.
Çocukluk döneminde dil bağı yalnızca konuşmayı değil, farklı işlevleri de etkileyebilir. Dili dışarı çıkaramama, dudak çevresini temizleyememe, bazı yiyecekleri ağız içinde rahat yönlendirememe, ağız hijyenini yeterince sağlayamama ve bazen sosyal açıdan rahatsızlık hissetme bunlar arasında sayılabilir. Özellikle ağız içinde dilin hareket açıklığı azaldığında, diş yüzeylerinin temizlenmesine katkı sağlayan doğal mekanizmalar da etkilenebilir. Bazı çocuklar dondurma yalama, dudak silme, dili damağa değdirme gibi basit hareketlerde bile zorlanabilir. Bunun yanında arkadaş ortamında konuşma fark edilirse özgüven üzerinde de etkilenme görülebilir. Bu nedenle çocuklarda dil bağı değerlendirilirken yalnızca tek bir belirtiye odaklanmak yerine beslenme, ağız içi hareket, ses üretimi ve günlük yaşam işlevleri birlikte ele alınmalıdır. Tıbbi kaynaklar, işlevsel etkilerin çocuktan çocuğa değişebildiğini ve tedavi kararının da bu farklılığa göre verilmesi gerektiğini vurgular.
Dil bağı tanısı yalnızca gözle bakılarak değil, ayrıntılı öykü ve muayene ile konur. Bebeklerde emzirme performansı, memeyi kavrama biçimi, kilo alımı ve annenin yaşadığı emzirme sorunları değerlendirilir. Daha büyük çocuklarda ise dilin öne, yukarı ve yanlara hareketi, bazı seslerin çıkarılması, ağız hijyeni ve günlük işlevler dikkate alınır. Ailelerin internette gördükleri fotoğraflarla kıyas yaparak karar vermesi yanıltıcı olabilir. Çünkü bazı çocuklarda dil bağı görünüm olarak belirgin olsa da işlevsel sorun az olabilir; bazı çocuklarda ise görünüm daha hafifken işlevsel etki daha belirgin yaşanabilir. Bu nedenle tanı sürecinde hem anatomik yapı hem de fonksiyon birlikte değerlendirilir. Özellikle dil bağı tedavisi planlanı yapılmadan önce, sorunun gerçekten dil hareketlerini hangi ölçüde etkilediğinin ortaya konması gerekir.
Muayenede dilin ağız içinde ne kadar serbest hareket ettiği temel değerlendirme alanıdır. Dilin ucu dışarı çıkarılabiliyor mu, damağa kadar yükselebiliyor mu, yanlara hareket edebiliyor mu, ağlama sırasında ya da aktif hareket sırasında dil ucunda çentikleşme oluyor mu gibi noktalar incelenir. Bebeklerde emzirme gözlemi de önemli olabilir. Daha büyük çocuklarda ses üretimi ve dilin fonksiyonel kullanımı değerlendirilir. Gerekirse dil bağının kalınlığı, yerleşimi ve kısıtlılığın derecesi de göz önünde bulundurulur. Tanıda asıl hedef, yalnızca dil altında bir bağ dokusu görmek değil; bu yapının gerçekten işlevsel kısıtlılık oluşturup oluşturmadığını anlamaktır. Bu yaklaşım, gereksiz müdahaleleri önlerken gerçekten ihtiyaç duyan çocukların da uygun zamanda tedavi edilmesini sağlar.
Her dil bağı tedavi gerektirmez. Tedavi kararı, dil altındaki dokunun görünümünden çok yarattığı işlevsel soruna göre verilir. Yenidoğanda belirgin emme güçlüğü, yetersiz kilo alımı, memeyi etkili kavrayamama ve annede ciddi emzirme ağrısı varsa tedavi gündeme gelebilir. Daha büyük çocuklarda konuşma üzerinde belirgin etki, dil hareketlerinde ciddi kısıtlılık, ağız hijyeninde zorlanma veya günlük yaşamı etkileyen işlevsel sorunlar varsa müdahale düşünülebilir. Bazı hafif olgularda ise düzenli takip yeterli olabilir. Bu nedenle tedavi zamanlaması kişiye göre değişir. Amaç yalnızca görünümü düzeltmek değil, çocuğun beslenme, konuşma ve ağız içi hareket kalitesini artırmaktır. Kaynaklar, işlevsel sorun yoksa her olguda cerrahi gerekmeyebileceğini; ancak belirgin emzirme veya dil hareket kısıtlılığı varsa müdahalenin yararlı olabileceğini bildirmektedir.
Tedavi, çocuğun yaşına ve yaşadığı sorunun türüne göre planlanır. Yenidoğan döneminde belirgin emzirme problemi varsa, uygun görülen olgularda basit bir kesi işlemiyle dil altındaki gergin doku serbestleştirilebilir. Daha büyük çocuklarda ise durumun derecesine göre daha ayrıntılı cerrahi teknikler tercih edilebilir. Tıbbi literatürde bu girişimler frenotomi ve frenuloplasti gibi yöntemlerle tanımlanır. Dil bağında tedavi zamanlaması ertelenmesi gereken bir konu değildir. Özellikle emme döneminde beslenmenin sağlıklı ilerlemesi ve ilerleyen süreçte konuşma öğrenimi sırasında ek güçlükler yaşanmaması açısından, sorun fark edildiğinde uygun zamanda değerlendirilmesi önem taşır. Bu nedenle belirli bir yaşın beklenmesi çoğu zaman gerekli değildir; işlevsel sorun varsa tedavinin geciktirilmemesi daha doğru bir yaklaşım olabilir. Tedavi planında yalnızca işlem değil, öncesindeki değerlendirme ve sonrasındaki işlevsel takip de önemlidir.
Bazı çocuklarda emzirme desteği, bazı çocuklarda ise konuşma ve ağız hareketlerinin izlenmesi gerekebilir. Bu nedenle tedavi tek başına bir işlemden ibaret değildir; doğru hasta seçimi ve sonrasındaki izlem de sürecin parçasıdır. Özellikle dil bağı ameliyatı kararı verilirken, işlemden beklenen yararın net olması gerekir.
Dil bağı tedavi edilmezse ortaya çıkacak sonuçlar her bireyde aynı olmaz. Hafif olgularda belirgin bir sorun yaşanmayabilir ve yalnızca takip yeterli olabilir. Ancak işlevsel açıdan etkili olan olgularda emzirme güçlüğü, beslenme sorunları, belirli sesleri çıkarırken zorlanma, ağız hijyenini sürdürmede güçlük ve günlük dil hareketlerinde kısıtlılık devam edebilir. Bazı çocuklarda bu durum zamanla daha fark edilir hale gelir. Bu nedenle tedavisiz izlemin uygun olup olmadığına muayene sonrası karar verilmelidir. Asıl önemli olan, yalnızca dil altında bir bağ dokusu görülmesi değil; bunun çocuğun yaşam kalitesini etkileyip etkilemediğidir. İşlevsel etkilenme varsa tedavinin ertelenmesi gereksiz sorunların sürmesine neden olabilir.

Dil bağı ameliyatı, dilin altındaki gergin ya da kısa dokunun serbestleştirilmesine yönelik cerrahi girişimdir. İşlemin amacı, dilin hareket açıklığını artırmak ve buna bağlı işlevsel sorunları azaltmaktır. Her hasta için aynı yöntem kullanılmaz. Yenidoğan döneminde daha basit girişimler yeterli olabilirken, daha büyük çocuklarda dokunun yapısına ve kısıtlılığın derecesine göre farklı teknikler tercih edilebilir. İşlem kararı mutlaka muayene bulguları ve işlevsel etkiler doğrultusunda verilir. Yalnızca görünüm nedeniyle değil, emzirme, konuşma, ağız içi hareket ve yaşam kalitesini etkileyen durumlarda ameliyat düşünülür. Bu yönüyle dil bağı ameliyatı, estetik bir işlem değil, işlevsel fayda hedefleyen bir müdahaledir.
Ameliyatın nasıl yapılacağı yaşa ve bağ dokusunun yapısına göre değişir. Yenidoğanda bazı olgularda kısa süren, basit bir serbestleştirme işlemi uygulanabilir. Dil bağı ince yapıda ise ve ileri düzeyde bir yapışıklık yoksa, özellikle bebeklerde işlem çoğu zaman günübirlik olarak planlanır. Bu tür olgularda lokal anestezi altında, küçük cerrahi aletler kullanılarak dil altındaki kısıtlayıcı doku serbest bırakılabilir. Daha büyük çocuklarda ise daha kontrollü cerrahi yöntemler tercih edilir ve gerekirse doku düzenlenerek onarım yapılır. İşlem sırasında temel amaç, dil altındaki kısıtlayıcı dokuyu güvenli şekilde serbestleştirirken dil fonksiyonunu desteklemektir. Hangi tekniğin uygun olduğuna muayene sonrasında karar verilir. Bazı çocuklarda yaşın daha büyük olması, işlem sırasında korku ve uyumsuzluk yaşanması ya da dil bağının kalın ve yaygın yapıda olması nedeniyle genel anesteziye ihtiyaç duyulabilir. Genel anestezi altında yapılan girişimde de temel işlem benzerdir; ancak bağ dokusu daha genişse serbestleştirme sonrasında dikişle desteklenmesi gerekebilir. Cerrahi yaklaşım her zaman aynı değildir; bu nedenle internetten görülen örneklerle birebir kıyas yapmak yanıltıcı olabilir. Güncel kaynaklar, ankiloglossi cerrahisinin çoğu zaman kısa süreli bir girişim olduğunu; ancak yöntemin hastanın yaşına ve anatomik özelliklerine göre değişebildiğini belirtmektedir.
Dil bağı ameliyatı genellikle uzun süren bir girişim değildir. Süre, uygulanacak yönteme, hastanın yaşına, bağ dokusunun kalınlığına ve işlemin kapsamına göre değişir. Basit serbestleştirme işlemleri oldukça kısa sürebilirken, daha ayrıntılı cerrahi onarım gereken durumlarda süre uzayabilir. Lokal anestezi ile birlikte yapılan sınırlı müdahalelerde işlem çoğunlukla kısa sürede tamamlanır ve çocuk genelde aynı gün içinde beslenmeye dönebilir. Pek çok olguda işlem sonrası birkaç saat içinde su içme ve yeme düzeni yeniden başlayabilir. Ancak ailelerin bilmesi gereken en önemli nokta, yalnızca işlem süresine değil, doğru endikasyona ve sonrası takibe de önem verilmesidir. Kısa sürmesi, her hasta için otomatik olarak gerekli olduğu anlamına gelmez. İşlem kararında asıl belirleyici, dil bağının işlevsel sorun oluşturup oluşturmadığıdır. İşlem sonrasında hafif sızı ya da küçük çaplı kanama görülebilse de, birçok hastada süreç oldukça rahat geçer. Süre kısa olsa bile bağın kalınlığı ve ek dikiş gereksinimi gibi etkenler ameliyat planlamasını değiştirebilir. Tıbbi kaynaklar, bu ameliyatın çoğu olguda kısa süreli olduğunu; ancak planlamanın hasta özelliklerine göre değiştiğini vurgular.

İyileşme süreci hastanın yaşına ve uygulanan yönteme göre değişebilse de, çoğu durumda süreç hızlı ilerler. Yenidoğanlarda emme fonksiyonundaki düzelme bazen kısa sürede fark edilebilir. Daha büyük çocuklarda ise dil hareketlerinin rahatlaması ve ağız içi konforun artması zaman içinde daha belirgin hale gelir. İşlem sonrası ilk dönemde hafif hassasiyet olabilir; ancak bu durum genellikle geçicidir. Bazı çocuklarda yalnızca cerrahi işlem değil, ardından dil hareketlerinin işlevsel kullanımını destekleyecek takip de önem taşır. Özellikle emzirme güçlüğü olan bebeklerde beslenme düzeninin, daha büyük çocuklarda ise ses üretimi ve dil hareketlerinin izlenmesi faydalı olabilir. Bu nedenle dil bağı ameliyatı sonrası süreç, yalnızca yaranın iyileşmesinden ibaret değildir; işlevin nasıl toparlandığı da dikkatle değerlendirilmelidir.
Dil bağı ameliyatı sonrası dönemde hekimin önerdiği takip planına uyulması önemlidir. Beslenmenin nasıl sürdürüleceği, ağız içi bakımın nasıl yapılacağı ve kontrol zamanlarının ne zaman olacağı aileye ayrıntılı şekilde anlatılmalıdır. Her çocuk için aynı öneri geçerli olmayabilir; bu nedenle işlem sonrası bakım kişiye göre planlanır. Bebeklerde emzirme düzeninin yeniden değerlendirilmesi, daha büyük çocuklarda ise dil hareketlerinin gözlenmesi önem taşır. Gerekli görülen durumlarda dil hareketlerini destekleyen egzersizler ya da konuşma değerlendirmesi önerilebilir. Ailelerin süreçte en çok dikkat etmesi gereken nokta, kontrol muayenelerini aksatmamak ve beklenmeyen bir durum olduğunda yeniden değerlendirme istemektir. Çünkü başarılı sonuç yalnızca işlemin yapılmasına değil, sonrasındaki düzenli takibe de bağlıdır.
Dil bağı şüphesinde başvurulacak bölüm çocuğun yaşına ve eşlik eden soruna göre değişebilir. Yenidoğan ve çocukluk döneminde çocuk cerrahisi, kulak burun boğaz ya da ağız ve diş sağlığı alanında bu konuda deneyimli uzmanlar değerlendirme yapabilir. Asıl önemli olan, başvurulan birimin dil bağına yalnızca görünüm açısından değil, işlevsel açıdan da yaklaşmasıdır. Emzirme sorunu yaşayan bebeklerde beslenme öyküsüyle birlikte değerlendirme yapılması, konuşma etkilenmesi düşünülen çocuklarda ise ses üretiminin de göz önünde bulundurulması gerekir. Aileler bu nedenle ilk başvuruda, konuya hakim bir uzman tarafından ayrıntılı muayene edilmeyi hedeflemelidir. Doğru bölüm seçimi kadar, doğru işlevsel değerlendirme de tedavi kararını belirleyen temel unsurdur.
Çocuk cerrahisi ile ilgili içerikler için tıklayınız.
Dil bağı her çocukta konuşma sorunu oluşturmaz. Daha çok bazı seslerin çıkarılışında güçlük ve artikülasyon bozukluğu yapabilir. Konuşmayan bir çocukta dil bağı bulunabilir; fakat konuşmamanın tek nedeni olarak kabul edilmemeli, başka nedenler de araştırılmalıdır. Dil bağı doğuştan gelen yapısal bir durumdur ve kendiliğinden tamamen ortadan kalkması beklenmez. Hafif olgularda belirgin yakınma olmayabilir; bu nedenle her hastada müdahale gerekmez, fakat işlevsel sorun varsa değerlendirme gerekir. Dil bağı ameliyatı genellikle kısa süren bir işlemdir. Basit serbestleştirme girişimleri birkaç dakika içinde tamamlanabilir; daha kapsamlı cerrahi gereken durumlarda süre uzayabilir. Süre kadar, işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı da önemlidir. Birçok bebekte işlemden sonra beslenmeye kısa sürede dönülebilir. Bazı olgularda emme rahatlığı erken fark edilir, bazılarında ise birkaç gün içinde belirginleşir. Beslenme düzeni ve takip planı hekimin önerisine göre sürdürülmelidir. Dil bağı konuşmayı etkiler mi?
Dil bağı kendiliğinden geçer mi?
Dil bağı ameliyatı kaç dakika sürer?
Dil bağı ameliyatı sonrası bebek hemen emebilir mi?
Kasık fıtığı, karın içindeki organların kasık bölgesindeki zayıf bir noktadan dışarı doğru çıkmasıyla oluşan ve kendiliğinden iyileşmeyen bi...
Kasık fıtığı ameliyatı, günümüzde farklı cerrahi tekniklerle uygulanabilen bir tedavi sürecidir. Hastanın yaşı, fıtığın yapısı ve genel sağl...
Çocuklarda kasık fıtığı, bebeklik döneminden itibaren görülebilen ve erken fark edilmesi gereken cerrahi sorunlardan biridir. Genellikle doğ...